ZAMAN

Yazı yazmak için en güzel zamanlar başladı.

Balkonumda ki küçük köşemi yeniden hazırlayarak akşam vaktinin en güzel saatinde çıkıp oturdum ve yazmaya başladım. Yaz mevsimi insanı olduğumu bilirsiniz ruhumu besleyen bir mevsim ve bedenimi. Arkaplanımda Extreme -More Than Words parçası çalıyor, sevgili kuşum Üzüm öterek sanırım eşlik ediyor ya da onu balkona çıkarmadığım için bana kızıyor olabilir 🙂 Güneş henüz batmadı son dakikalarını yaşıyor ve bende ondan faydalanıyorum,ılık bir rüzgar tenime değerken bu günlerde ne kadar mutsuz olduğumun farkına varıyorum. Hayatıma giren değerli insanları kaybediyorum ve ruhumda büyük yaralar açılıyor,kendimi teselli etmek pek işe yaramıyor istediğim tek şey bu gri bulutların kalbimden bir an önce dağılması. Artık kısa yazılar yazıyorum, ya ben çok yorgunum ya da kafamda ki uğultular yüzünden cümleleri yakalayamıyorum. Der Himmel Über Berlin filminden bir replik geldi aklıma ”Zaman her yarayı iyileştirir, ama ya zamanın kendisi bir hastalıksa?”
Güneş usul usul kaybolurken bende gözlerimi kapatıp bu sözü yeniden düşüneceğim. Umarım bir cevap alabilirim.

Reklamlar

EVE DÖNÜŞ

Küçük bir kızken Çanakkale’den eve her dönüşümüzde yola gözümü dikip kafamdan binlerce düşünce geçirirdim. Keşke o zamanlar yanımda bir kalem ve kağıt taşısaydım..

Bunu yapmaya hala devam ediyorum ama bir noktada cümleler sanki zihnimde silinip gidiyor. Eve dönüş her zaman en iyisidir her kapıyı ezbere bilirsiniz,sokakları,sokak lambalarını,tanıdığınız insanları.. Bir kaç ay önce çocukken eve döndüğümde yaşadığım duyguyu bana yeniden yaşatan biriyle tanıştım. Onunla birlikteyken yeniden eve döndüm, yani çocukluğuma. Bana yeniden çocuk olmayı öğretti ve beni değiştirdi.

Ama her masal mutlu sonla bitmiyormuş bunu yeniden anladım. Umarım bir gün yeniden eve döneriz ve mutlu sonumuzu yazarız..

Mutluluk ve aşkla kalın…

MUCİZE

Mucizeler bile biraz zaman alır diyordu peri.

İlham perim karşımdaki ekranda uyurken bende onu izleyerek bu yazıyı yazıyorum, saat 1’e gelirken bu sessiz gecede o eşlik ediyor bana ve mesafeleri bir kez daha önemsiz hale getiriyor. Hayatımı değiştiren insanlardan en özeli diyebilirim. Beni yargılamadan,kırmadan içimdeki çocuk Zülal’i yeniden hayata döndürdü ve büyürken yaşadığım sıkıntıları biraz olsun unutturdu. Bana bazı şeylerin yeniden mümkün olduğunu öğretti, en dibe atıp gömdüğüm o güzel duyguyu bana yeniden yaşattı. Birlikte çocuk olabilmek, gülmekten yüzümüzün ağrıması.. Ama en önemlisi bunları yaşarken gerçeklikten asla kopmayıp birlikte büyümek, hayatı beraber öğrenmek. Bu zor hayat yolunda birlikte yürürken o taşlı yollara birlikte çiçekler ekeceğiz biliyorum, zamanımızın ne kadar olduğu önemli değil her şeyin bir sonu var. O son gelene kadar yan yana bu yolda birlikteyiz ve o yola birlikte baharı getireceğiz..

YENİDEN BAŞLAMAK

Burayı açalı bir yılı geçmiş..

Soğuk bir Şubat günü bu blogu açtığımda bana bu kadar iyi geleceğini hiç tahmin etmemiştim. Eskiden sözcükler kafamda uçup giderken yazmanın bu kadar keyif vereceğini bilseydim burayı çok çok önceden açardım. Bir yılda ne çok şey değişti kaybettiğim insanlar, kazandığım duygular, yeni hayatıma yeniden başlamak.. Hayatıma giren bütün insanlar bana yeni şeyler öğretti. Kimisi anı yaşamayı, kimisi sabretmeyi, kimisi sevmeyi, kimisi çocukluğumu yeniden hatırlamayı.. Minnet duygusuyla dolup taştığımı hissediyorum, bahar kendini hatırlatıp yaz’ı haber verirken bende çiçeklerimi açıyorum yavaş yavaş, içimde ısıttığım güneşi yeniden dışarı çıkarıyorum.

”Yeniden başlamalı, yeniden anlamalı, yeniden dinlemeli o yiten türküleri” diyor Hüsnü Arkan. Yeniden sevmeli hayatı, insanları, kendimi, aşkı.. Her duygunun en yücesini yaşamalı insan nefes aldığı sürece ve en önemlisi bunları yaşarken pişman olmamalı. Geriye dönüp baktığımda iyi ki hayatıma girmiş dediğim insanlar beni büyüttü ve değiştirdi, değişmekten hiç bir zaman korkmadım değiştikçe kendimi keşfettim ve kendimi yeniden sevdim.

Yeniden yürü tozlu yollara, yeniden uyan o sabahlara, yeniden..

RUH EŞİ?

2291188_0

Friends dizisine yakın zamanda yeniden başladım. Son izlediğim bölümde Phoebe ıstakozların tek eşli olduklarını söyleyip Ross’un Rachel’ın ıstakozu olduğunu söylüyor, bölüm sonunda Rachel ablamız bir aydınlanma yaşayarak Ross’un kendi ıstakozu olduğunu sonunda anlıyor..

Peki benim ıstakozum kim?

Belki bunun cevabını almak için henüz çok erken olabilir 21. yaşıma doğru adım adım ilerlerken bu soruyu bugün kendime yeniden sordum. Ruh eşi gerçekten var mı? Yoksa biz mi uydurup abartıyoruz? Bundan birkaç yıl öncesine kadar pembe hayal dünyamda ruh eşi kavramına gerçekten inanırdım ama onu bulamayacağımı ya da zor bulacağımı düşünürdüm. Zaman geçtikçe bu inancı yitirip daha farklı düşünmeye başladım gerçi içimde hala bir miktar bu inanç duruyor ama dediğim gibi bazı şeyler değişti. Öncelikle şunu fark ettim ki ruh eşim sandığım insanlar aslında ruh eşim değildi. Buna alışmaya çalışırken ise birden şu oldu karşınızda ki sizi ruh eşi olarak görüyor ama siz öyle değilsiniz, ilişki onun açısından mükemmel her şey çok iyi ama sizin içinizde o heyecan yok bu yüzden yine hüsran. Ancak en kötüsü şu: Karşılıklı olarak birbirinizin ruh eşi olduğuna gerçekten inanıyorsunuz bütün evren sanki sizin için yaratılmışız mükemmel uyum ve dengedesiniz ama bilin bakalım ne yanlış? Düşünceler…. E Zülal zaten düşünceler yanlışsa nasıl ruh eşimiz olabilir ki demeyin, oluyor. Ve en acı vereni de işte bu, birlikte çok mutlusunuz kalbiniz yeniden atıyor ama kafanızın içindeki değerler o kadar farklı ki bu sizi ruh eşinizle ayırıyor. Düşündüğüm de ruh eşinin bile mükemmel olmayacağının bilincindeyim evet ama kafanızdaki düşünceler bu kadar farklıyken bir araya gelmek oldukça imkansızlaşıyor ve geri kalan bütün güzel duyguları çöpe atarak yolumuza ayrı ayrı devam ediyoruz.

Sonrası ise aynı şeyler işte gün geçtikçe daha da bu inancı yitirmek, insanlardan uzaklaşıp aşka inanmamaya başlamak ve yalnız kalmak. Tıpkı içinde bulunduğum durum gibi. Yaşımın getirdiği rahatlık ile bu yalnızlık şu an beni rahatsız etmiyor ve her şeyin bir zamanı olduğunu düşünüyorum umarım zamanı geldiğinde ruh eşlerimizi bulabiliriz..

Sevgiyle kalın.

SİHİRLİ DEĞNEK

Aylarca,günlerce klavye başına oturup yazıp yazıp silmek. Doğru cümleleri bulamamak..

 

Az önce yaşadığım bir aydınlanma ile aslında doğru cümlelerin olmadığını fark ettim. Bazı şeyleri geç fark etmek beni hep üzmüştür. Sanırım hayatımın yalnız ve mutsuz dönemindeyim. Baktığım hiç bir manzara beni heyecanlandırmıyor artık, ya da öten minik bir kuş kalbimde o sevinci yaşatmıyor. Onlarca insan çehresi bana umut vermiyor, aşık olamıyorum aşık olmak için çabalamıyorum. İç dünyamı dışarı döküp bide öyle bakmak isterdim düşüncelerime, nerede yanlış yapıyorum?

En büyük hatam geçmişte yaşamak bunu biliyorum bu andan kaçıp geçmişe saklanıyorum ve saklandıkça o geçmiş mağarasına hapsoluyorum. Yalandan gülümsemeler ile insanları iyi olduğuma inandırıp rol yapıyorum çünkü hayatımın bu döneminde aslında gerçek beni yansıtmıyorum insanlara ve yansıtmak istemiyorum uzun bir süre. Bu ruh halinden ne zaman çıkarım bilinmez, bildiğim tek şey her şeyin en büyük acıların bile geçici olduğu. Eskiden olsa sihirli bir değnek değsin isterdim hayatıma. Biliyorum o sihirli değnek benim elimde aslında ama kendimi o kadar gömmüşüm ki o mağaraya elimdeki o hayatımı değiştirecek olan sihirli değneyi göremiyorum bile.

Lao Tzu şöyle der; ”Tanrı, size istediğiniz insanları değil, ihtiyacınız olan insanları verir. Öyle ki bu insanlar size yardım edecek, sizi incitecek, size acı verecek, sizi terk edecek, sizi sevecek ve olmanız gereken insan olmanızı sağlayacaktır” Bu cümleler kalbime ve aklıma dokunan nadir cümlelerden sadece biri. Olmam gereken insan olmaya yavaş yavaş başladığımı fark ediyorum ama bu süreç çok sancılı benim için, umarım bir sabah kalktığımda o sihirli değnek hayatımı değiştirir ve ben hayatıma daha mutlu,umutlu biri olarak devam edebilirim…

SEVGİLİ 2018;

Umarım yıllar sonra bu yazı kendi kendini imha eder.

2019 gelmeden 2018’e kısa bir bakış yapmak istedim. Ne değişti? Ne değişmedi? Canımı neler acıttı? Ne beni güçlendirdi? Bu sene için bir kelime seçecek olsam o kelime ”BEN” olurdu. Neden mi? Gelin kısaca ( ya da uzunca) anlatayım. Öncelikle bir insan olarak hepimizin hayatında dönüm noktaları yaşanır ya, evet o dönüm noktasını hatta noktalarını bu yıl yaşadım. En dibi görmek kavramını fazlasıyla tattım fiziksel,ruhsal,düşünsel her yönden sancılar içinde bir insandım. Ve asıl Ben’e döndüm. Kendi içime dönüp kendimi dinlemeye başladım, evet belki de beni yaralayan üzen olaylar yaşamıştım ama bunlara üzülmek yerine bakış açımı değiştirmeliydim. Çok zor oldu tabi ama sonunda başardım ve beni üzen hikayelerin aslında bana neler öğrettiğine odaklandım. Ve iyileşme sürecim o gün başladı kendimi ruhsal olarak iyileştirmeye başladım kendime vakit ayırıp bunca sene nelere kafa yorduğumu küçük bir kağıda döktüm. İnanın kağıtta o değersiz yazıları gördükçe kendime dedim ki: Bu muydu yani Zülal? Çözülemeyecek sandığın,günlerce kendini kahrettiğin durumlar bunlar mı? Ve oturup uzun uzun düşündüm bundan 20 yıl sonra da bunların bir değeri olacakmıydı? Hayır.

2018, beni paraşütsüz o dağ yamacından attığın için sana minnettarım o sert düşüş kendimi tanımama,kendimi yenilememe sebep oldu. İsteklerimi ve hayallerimi hafife almamayı,kendime güvenmeyi öğrettin. Ve en önemlisi bana kötülük yapan, beni üzen, beni değersiz hissettiren insanları affetmemi öğrettin. Çünkü nefret, ayağıma bağladığım koca kayalar gibi beni yerimden bile oynatmıyordu, affederek o zincirleri kırmayı başardım. Shakespeare’in kısa bir sözünü iliştirmek istiyorum buraya ”Bazı yıkılışlar, daha parlak kalkınışların teşvikcisidir.”

Hoşçakal 2018..