’19

Bu yazıyı yazmadan önce 2018 adlı yazımı yeniden okudum. O yazı da 2018 beni paraşütsüz bir şekilde dağ yamacından atmış ve bütün kemiklerimi kırmıştı. 2019 yılı ise bana dedi ki ”hadi bakalım Zülal bütün kemiklerin kırık ama bu dağa tekrar tırmanacaksın ve yeniden hayatına kaldığın yerden devam edeceksin” Ve ben o kırık kemiklerle hayat denen dağı yeniden tırmanmaya başladım. Bu dağı tırmanırken neler yaşadım biraz anlatayım.
Bu yıl kendimi insanlardan soyutlamaya devam ettim çok kalabalık yerlerde kafa dağıtmak yerine bana gerçekten iyi hissettiren insanlarla birlikte vakit geçirdim. Her zaman ki gibi el alem denilen örgüt ”E evde mi duracaksın hep aman psikolojin bozulur bir işe gir” ”E yok mu sana hiç kısmet düşünmüyor musun evliliği?” sorularıyla beni sıkıştırsa da ben sadece kendi istediğim gibi yaşamaya devam ettim, okula geri dönmedim ya da işe girmedim ve meraklanmayın gayet iyiyim insan yalnız kalınca sıkılmaz ya da psikolojisi bozulmaz öncelikle bunu kabullenin. Yalnız kalıp kendimle vakit geçirmek, kendime sorular sorup kendimi her gün yeniden tanımak benim için en güzel şeydi ve hala öyle. Bu yıl genel olarak kendi içimde ne istediğime odaklanmakla geçti, hayatımı değiştiren büyük bir olay yaşamadım gayet sakin bir şekilde yaşadım bu seneyi. Aşk hayatımda zaman zaman aşık olduğumu düşündüm ama genel olarak baktığımda hepsi benim için gelip geçici bir duygu olarak kaldı. Bu yıl olayları akışına bırakıp benim isteğim harici gelişen her türlü kötü duruma üzülmemeyi öğrendim çünkü geçmez dediğim her şey bir gün geçip gitti ve ben mutlu olmaya devam ettim 🙂

Bu yıl en çok kurduğum cümle şuydu: Şimdiki aklımla keşke geçmişe gitsem ve hatalarımı düzeltsem. Çoğu kez bu cümleyi kurdum ve her defasında neden hatalarını düzeltmek istiyorsun ki bak sana neler öğrettiler dedim kendime. Her yıl yeni bir şey öğreniyorum hayattan ve insanlardan, bu sene yine bir çok şey öğrendim aklıma bile gelmeyen.. Ama en çok güçlü kalmayı ve sevmeyi öğrendim. Bu yazıya dahil olmak isteyen çok soru soran ve saatlerce beni güldüren o özel insan seni çok fazla dahil edemedim belki ama bu yılın bir kısmını seninle geçirmek ve seni tanımak hayatımın en güzel şeyiydi, belki bir gün yazılarıma daha fazla dahil olursun 🙂

Son olarak sevgili 2020 senden koca koca beklentilerim olmasa da bu yıl insanlara sevmeyi ve şefkat göstermeyi öğret, bize iyi gel..

Hepimize mutlu,sağlık dolu,sevgiyle geçen bir yıl diliyorum. 🙂

Kafaya Takmamak Mı?

Yakın zamanda Mark Manson’ın ”Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı” adlı kitabını okudum. Kitap bir kişisel gelişim kitabı gibi ama değil gibi. Değişik duyguları aynı anda yaşatıp anlatıyor size, kitabın seveni de çok ama bu ne ya böyle kitap mı yazılır Mark? diyeni de çok. Sanırım ben nötr hisler besledim bu kitaba karşı. Öyle çok aman aman muhteşem bir kitap değil ama çok berbat bir kitap da değil. Mark abimiz alıştığımız kişisel gelişim kitaplarına orta parmak hareketi çekerek yıllardır bize aşılanan pozitif duyguları yıkıp atmış. Bu kitap diğer kişisel gelişim kitapları gibi sizi pozitif duygulara boğmuyor sürekli olumlamalar yapmıyor, aksine bütün negatifleri,başarısızlıkları ve hataları bir tokat gibi yüzünüze çarpıyor. Bunu yaparken ünlü isimlerin hayat hikayelerinden yola çıkıyor ve size diyor ki başarı mutluluk getirmez! Nasıl ya diyerek boşa mı başarmak için uğraşıyoruz madem? diyorsunuz.
Kitap da en sevdiğim hikaye Dave Mustain’in Metallica grubundan atılıp kendi rock grubunu kurması, o kadar çok içerliyor ki bu duruma öfkesi hırsını körüklüyor ve sıfırdan başlayıp,uğraşıp didinip Megadeth grubunu kuruyor. Rock dinleyicisi değilim ama iki grubun da gayet başarılı olduğunu söyleyebilirim. Dave bey asla kendini yeterli görmüyor ve hayatı boyunca Metallica’nın gölgesinde kaldığını düşünüyor o kadar para ve ödüle karşın kendini hala Metallica’dan kovulan gitarist olarak görüyor ve hayatının çoğunu mutsuz olarak geçiriyor.

Biz de böyle değil miyiz? Ne kadar başarılı olursak olalım kendimizi hep yetersiz hissediyoruz ve başkalarının başarılarını açık açık kıskanıp neden daha iyi değilim? diyoruz. Bu kitap aslında size başarı her şey demek değil önemli olan mutlu olmak fikrini aşılıyor. Kendinizi kimseyle kıyaslamadan gerçekten sevdiğiniz bir işi yapmak. Başarı sizi daha yükseğe ya da alçağa taşımaz önemli olan sizin ne hissettiğinizdir. Hayatım boyunca asla hırslı biri olmadım bir şeyleri başarmak için gece gündüz çalışmadım ve kimsenin başarısını (çoğu zaman) kıskanmadım. Nasıl mutluysam onu yaptım ve hala bu mottoyla hayatıma devam ediyorum. Karşıma geçip ”Keşke okulu bırakmasaydın ya” diyen insanların yüzüne bakıp peki sen mutlu olduğun işi mi yapıyorsun? diye sormak istiyorum, kesinlikle ”hayır” cevabını alacağıma o kadar eminim ki. Önemli olan neyi yapmaktan zevk aldığımız, keşke insanların hayatına daha az burnumuzu soksak ve daha az akıl versek 🙂

Bırakın insanlar istediği gibi yaşasın ve istediği şeyleri yapsınlar birinin hayatı hakkında yorum yapmanız gerçekten o kişinin umrunda bile değil umarım bunun farkına daha erken varırsınız.

Sevgiyle ve ön yargısız kalın.. 🙂

30

On yıl sonrası için kısa bir mektup.
Merhaba 30 yaşındaki Zülal. Şu an neredesin,kiminlesin asla bilmediğim halde hissedebiliyorum, mutlu ve huzurlusun. Sanırım en çok görünüşünü merak ediyorum umarım saçını o çok istediğin turuncu renge boyamamışsındır eğer boyadıysan berbat görünüyorsun lütfen bir daha yapma. Biraz kilo aldın ama ellerin hala aynı 🙂 Yemek yapmayı öğrenebildin mi? Eğer öğrenemediysen o çok istediğin kalabalık aile sofrasını kendi evinde kuramazsın kalkıp güzel bişeyler pişirmeyi öğren. Hala 80’ler müzikleri dinliyorsun değil mi? Eğer dinlemeyi bıraktıysan tam şu an ağlayabilirim çünkü o müzikler seni sen yapıyor 🙂 Acaba hayatında neler değişti o çok aradığın ruh eşini bulabildin mi mesela? Yoksa hala arıyor musun? Bulduysan çok mutlusundur ama bulamadıysan aramaktan sakın vazgeçme belki ruh eşi kavramı yalan ama ne olursa olsun senin bir diğer yarın var sakın unutma. Hayattan daha fazla zevk alıyorsun hala evinde kuş bakıyorsun hatta biraz olgunlaştıysan çiçekler büyütüyorsundur camının önünde. Lütfen toprakla daha fazla ilgilen hala güneş ışığını seviyorsun biliyorum ama kapalı havaları da sevmeye başlamışsın sanki 🙂 Sevmediğin şeyleri lütfen sevmeye başla o kadar keskin kuralların var ki hayatı bazen kaçırıyorsun yaşadığın her an için şükret ve mutlu ol. Kaç yaşına gelirsen gel o çocuk ruhunu asla kaybetme nerede bir salıncak görsen çocukluğuna geri dön en hızlı şekilde sallan gökyüzüne bak ve gözlerini kapatıp ne kadar özgür ve güçlü olduğunu hatırlat kendine. Sana on yıl öncesinden kocaman sarılıyorum kendini sevmekten vazgeçme çünkü ben seni çok seviyorum..

.

Bu yazı için uygun başlık bulunamadı.

Üç aydır buradan koptum.Çok yazı yazdım ama hepsi yarım kaldı.Kimisini otobüs beklerken bir köşeye geçip insanları izleyerek yazdım, kimisini yolda yürürken telefonuma kaydettim,kimisini masamda duran deftere karaladım ama hiç biri tamamlanmadı ve toparlayıp buraya yazamadım. Bu yazıya başlık bile bulamadım çünkü benim hayatım da tıpkı bu yazılar gibiydi bu yaz.

Yeni bir kitaba başladım ama yarım kaldı, yeni bir aşka başladım yarım kaldı,yeni bir diziye başladım yine yarım…. Sonra hayallerimi ve isteklerimi yarım bıraktım, içimdeki yaşama sevincini yarım bıraktım. Anladığınız gibi hayatımda her şey yarım ve ben bu durumdan oldukça memnun değilim. Umarım bir gün bu yarım kalan her şeyi ya da çoğu şeyi yavaş yavaş tamamlamaya başlarım. Biraz geç oldu ama hoş geldin sonbahar.. Lütfen içimdeki hüzünleri ve yarım kalmışlıkları daha fazla çoğaltma 🙂

BU KADARIZ

Özel birisin.. Özel güçlerin var..

13 yaşındayken Multitap grubunun ”Bu Kadarız” şarkısını dinlerdim, sonra yıllar boyu dinlemedim ve geçenlerde yeniden karşıma çıktı. Sekiz sene evvel dinlerken içime bu kadar işlemedi ama farkettim ki artık büyümüşüm. Sevdiğim insanları teker teker kaybederken acaba sırada kim var sorusunu soruyorum bugünlerde kendime. Ölümden korkmuyorum ama çevremdeki insanları kaybetmeye ne kadar dayanırım pek bilemiyorum. İşte tam bu noktada şarkı devreye giriyor ”Bir gün, umutsuz, çözümsüz hissedersen. Bil ki o çıkmaz sokakta yalnız değilsin..” Evet yalnız değilim bunu çok iyi biliyorum ama sanırım bazen duygusal yönüm çok çok ağır basıyor. Yıllar geçtikçe sanki bazı özelliklerimi kendimden koparıp atıyorum ve yerine yenilerini ekliyorum. Artık insanlara kin tutamıyorum, eskiden kırıp döküp arkama bile bakmazdım ama sonra bizi hayattan koparan ölümü düşündükçe sanki bambaşka biri oluyorum. Sakinleşiyorum ve bana kötülük yapan insanları bile seviyorum. Yakın zamanda 21 yaşına girdim ve pastadaki mumların sayısı çoğaldıkça aslında içimdeki zenginliğin de çoğaldığını gördüm azla yetinmek, anı yaşamak, ve hayattan zevk almak.

Bakalım bir on yıl sonra buraya nasıl cümleler yazacağım…

ZAMAN

Yazı yazmak için en güzel zamanlar başladı.

Balkonumda ki küçük köşemi yeniden hazırlayarak akşam vaktinin en güzel saatinde çıkıp oturdum ve yazmaya başladım. Yaz mevsimi insanı olduğumu bilirsiniz ruhumu besleyen bir mevsim ve bedenimi. Arkaplanımda Extreme -More Than Words parçası çalıyor, sevgili kuşum Üzüm öterek sanırım eşlik ediyor ya da onu balkona çıkarmadığım için bana kızıyor olabilir 🙂 Güneş henüz batmadı son dakikalarını yaşıyor ve bende ondan faydalanıyorum,ılık bir rüzgar tenime değerken bu günlerde ne kadar mutsuz olduğumun farkına varıyorum. Hayatıma giren değerli insanları kaybediyorum ve ruhumda büyük yaralar açılıyor,kendimi teselli etmek pek işe yaramıyor istediğim tek şey bu gri bulutların kalbimden bir an önce dağılması. Artık kısa yazılar yazıyorum, ya ben çok yorgunum ya da kafamda ki uğultular yüzünden cümleleri yakalayamıyorum. Der Himmel Über Berlin filminden bir replik geldi aklıma ”Zaman her yarayı iyileştirir, ama ya zamanın kendisi bir hastalıksa?”
Güneş usul usul kaybolurken bende gözlerimi kapatıp bu sözü yeniden düşüneceğim. Umarım bir cevap alabilirim.

EVE DÖNÜŞ

Küçük bir kızken Çanakkale’den eve her dönüşümüzde yola gözümü dikip kafamdan binlerce düşünce geçirirdim. Keşke o zamanlar yanımda bir kalem ve kağıt taşısaydım..

Bunu yapmaya hala devam ediyorum ama bir noktada cümleler sanki zihnimde silinip gidiyor. Eve dönüş her zaman en iyisidir her kapıyı ezbere bilirsiniz,sokakları,sokak lambalarını,tanıdığınız insanları.. Bir kaç ay önce çocukken eve döndüğümde yaşadığım duyguyu bana yeniden yaşatan biriyle tanıştım. Onunla birlikteyken yeniden eve döndüm, yani çocukluğuma. Bana yeniden çocuk olmayı öğretti ve beni değiştirdi.

Ama her masal mutlu sonla bitmiyormuş bunu yeniden anladım. Umarım bir gün yeniden eve döneriz ve mutlu sonumuzu yazarız..

Mutluluk ve aşkla kalın…